| Zeynep Ceren 的个人资料[★](*) $+$%I couldи'τ gi...照片日志列表 | 帮助 |
3月4日 TÜRKİYE RAP YARIŞMASI'nda TEPKİ birinci, İNFAZ ikinci, ELNİNO üçüncü olduRapin tarihini adım adım yazmaya devam ediyor Barikat. Jöntürk’ün, yeni seslere, yeni yüzlere fırsat tanımak, destek vermek amacıyla yaptığı çalışmalardan biri olan, baştan sona büyük bir coşku ve heyecan içinde geçen, profesyonel hiphopçılar ve izleyicilerin birlikte yaptığı değerlendirmelerle sonucun belirlendiği Türkiye Rap Yarışması 2004’ün birincisi, büyük gelecek vadeden genç rapçi Tepki oldu. Talia Productions ve Kadıköy Belediyesi katkılarıyla, 17 Aralık 2004 Cuma günü, Kadıköy Merdivenköy’deki Halis Kurtça Kültür Merkezi’nde, 18.30 –21.00 saatleri arasında düzenlenen yarışmada yine başarlılı bir sahne çıkaran İstanbul’dan İNFAZ grubu ikinci; Bursa’dan ELNİNO ise üçüncülük elde etti. 20’yi aşkın başvuru arasından, yarışmaya katılmaya hak kazanan ALSANCAK, ELNİNO, DEDOF, YAŞLI GÖZLER, İNFAZ, SİLLE MC, MİDNİGHT RAPPERS, TEPKİ’nin sırayla başarılı bir şekilde sahne aldığı; İlhan Gerçek’in sunumuyla gerçekleşen TÜRKİYE RAP YARIŞMASI-2004’te; Jöntürk, Sirhot, Lewo‘da birer konser verdi. Hiphop camiasının yakından tanıdığı Dj. Cihan da hazır bulunduğu –kimseyi kimseden üstün tutma amaçlarının olmadığının önemle belirtildiği- ve tüm katılımcı yarışmacılara moral ve destek mesajlarının verildiği gecede, İstanbul Style Breakers ve Panic Attac Breakers ise müthiş bir break dans show ile izleyicileri büyüledi. Katılan TÜM GRUPLARIN BÜYÜK ALKIŞ ALDIĞI grupların kısaca tanıtımını sizlere sunuyoruz. ![]() ![]() Yarışmacı Adı: TEPKİ Şarkı Adı: Kutsal Talimim Adı: Tepki ( Kerem Gülsoy) İnfo: 1987 İstanbul doğumlu tepki 2 yıldır profesyonel olarak raple ilgileniyor. İstanbul Avcılar’da oturan, müziklerini -sample kullanmadan- kendi yapan Tepki, İstanbul’daki pek çok organizasyonda sahne aldı. Şu an solo albümünün tüm kayıtlarını bitiren Tepki, yarışmaya katıldığı şarkının tüm altyapısı ve kayıtları kendisine ait . Tepki, Kutsal talimim adlı şarkısıyla katılıyor yarışmaya. ![]() ![]() Yarışmacı Adı: ELNİNO Şarkı Adı: Fresh Zamanı Gerçek Adı: Ferdi İnfo: 1983 Bulgaristan doğdu. Müzikle 1988 yılında amatör olarak ilgilenmeye başladı. Sakarya Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu’nu bitiren Elnino, şu an Bursa’da yerel bir radyoda productions sorumlusu olarak çalışıyor. Yurt içi ve dışında pek çok organizasyonda sahne alan rapper, Dedof ile kurduğu ‘A Takımı’ grubuyla pek çok şarkı ortaya çıkardı. Pek çok reklam jingle, seslendirme yaptı. Önümüzdeki günlerde yayınlanacak, Nursel Aras'in öykülerden oluşan albümünün prodüktörluğünü yaptı. Eğlence zamanını anlatan Fresh Zamanı adlı şarkıyla yarışmaya katılan Elnino, tüm altyapı kayıtlarını kendisine ait... Şarkı Adı: Fakülte İnfo: Milko Stefanov Orlof DEDOF. 1985 yılında Bulgaristan’da doğdu. Rap müziğine grup arkadaşı Elnino ile başladı. Türkiye’de gerçek rapin olduğunu göstermek amacıyla yola çıkan rapper, kalbinin sesini yansıttığına inandığı raplerinde sert bir dil kullanmayı tercih ediyor. Sakarya Üniversitesinde okumakta olan Dedof, A Takımı grubuyla birlikte yaptıkları 150 şarkıyla önlerindeki ekonomik sorunları aştıklarında solo albümleriyle piyasada ‘biz de varız’ demek istiyorlar. Dedof, yarışmaya Fakülte adlı şarkısıyla katıldı. Şarkı Adı: Engelleri Aştım Üye Adları: Neşter aka Nina ( Murat Koçak) – Zıpkın aka Kapbaz (Halil Morkoç) İnfo: 1985 İstanbul doğumlu Neşter ile 1989 doğumlu Zıpkın tarafından 2004 yılı başında kuruldu Zıpkın. Düzenlenen çeşitli rap partilerinde sahne alarak Türkçe rap’e adım attılar. İnfaz grubu, Engelleri Aştım adlı şarkılarıyla katılıyorlar yarışmaya. Şarkı Adı: Dünya Dönecek Gerçek adı: Seyhan Motorcu İnfo: 1987 Bulgaristan doğumlu Sille Mc, Türkçe rap müzik ile 2000 yılından beri ilgileniyor. İstanbul Büyükçekmece’de oturan Sille Mc, son bir yıldır rap müzik yapmaya başlamış. Kısa zamanda çok yol kat eden Rapper yarışmaya ‘Dünya Dönecek’ adlı şarkısıyla katıldı.. ![]() JÖNTÜRK
![]() PANİC ATAK BREAKERS ![]() LEWO ![]() İSTANBUL STYLE BREAKERS SevgiSevgi bazen kartanesidir başımıza yağan Bazen görmeyiz belki duyamayız Donuk hayallerde ya sevmeseydim der insan bir an durup düşününce Hissederiz bazen içimizi okşar o aşk duygusu beni sev , beni sev... İşte aşk böyledir diyemem , diyemem çünkü aşk anlattıklarımdan öte bir histir , sadece yaşayan ve yaşandıran kişi bilir... Arayış içinde kalınca insan bazen yanındakileri farkedemezEğer sevdiğin kişi seni sevmiyorsa Bence seni sevenlere biraz bak Aldanınca insan bir kere İstesede vazgeçemez bir kere 2月23日 BİZAAT SİTEDEN ALINMIŞTIRSelam dostlarım, Bu gün nete girdiğimde aylar önce yaptığımız bir parça birileri tarafından ele geçirilmiş ve yayılmakta olduğunu gördüm.O parçayı benim albümüm için yapmıştık ve son gelişen diss olayları ve parçanın da kalitesiz olması nedeniyle albümden çekmiştim.Ancak bir şekilde bu oldu ve Şu an itibari ile elimizden hiçbir şey gelmiyor maalesef ancak şunu söylemek isterim ki asla parçayı piyasaya vermeyecektim.kalitesiz kaydedilmiş önemsemediğimiz bir parçaydı,nakaratı bile yok zaten diss değil normali bir parça dahi yapmış olsaydık bu kalitede duyulmasını istemezdik ve bu konudaki üzgünlüğümü anlatamam.oyuna geldik Bu şarkıyı nete düşürenleri Allah a havale ediyorum ve söz konusu şarkıyı ciddiye almamanızı rica ediyorum.Artık bu diss konularının kapandığını ve barış istediğimizi bilin.Dissler sadece tatlı atışmalar olarak kalacak dozunu aşmayacak.Herkesten bu konuda tekrardan herkesden ve Sagopa Kajmer'den özür dilerim. Sizlerden ricam bu şarkıyı ciddiye almayın ve bu konuyu dallandırmayın. SULH… SEVGİLER ayben... ![]() 2月22日 null Seni özlediğim zamanlar içim içimi yiyiyor telefona ulaşmak için Seni özlediğim zamanlar ağlamak geliyor belki gözyaşlarıyla atarım diye Belki ağlayınca unuturum diye Seni sevdiğim zamanlar hiç karşılaşmasaydım diyorum Seni sevdiğim zamanlar hiç öpmeseydim istiyorum Ve seni özlediğim , sevdiğim zamanlar uzakta olduğunu unutmak istiyorum null Seni özlediğim zamanlar içim içimi yiyiyor telefona ulaşmak için Seni özlediğim zamanlar ağlamak geliyor belki gözyaşlarıyla atarım diye Belki ağlayınca unuturum diye Seni sevdiğim zamanlar hiç karşılaşmasaydım diyorum Seni sevdiğim zamanlar hiç öpmeseydim istiyorum Ve seni özlediğim , sevdiğim zamanlar uzakta olduğunu unutmak istiyorum null Seni özlediğim zamanlar içim içimi yiyiyor telefona ulaşmak için Seni özlediğim zamanlar ağlamak geliyor belki gözyaşlarıyla atarım diye Belki ağlayınca unuturum diye Seni sevdiğim zamanlar hiç karşılaşmasaydım diyorum Seni sevdiğim zamanlar hiç öpmeseydim istiyorum Ve seni özlediğim , sevdiğim zamanlar uzakta olduğunu unutmak istiyorum null Seni özlediğim zamanlar içim içimi yiyiyor telefona ulaşmak için Seni özlediğim zamanlar ağlamak geliyor belki gözyaşlarıyla atarım diye Belki ağlayınca unuturum diye Seni sevdiğim zamanlar hiç karşılaşmasaydım diyorum Seni sevdiğim zamanlar hiç öpmeseydim istiyorum Ve seni özlediğim , sevdiğim zamanlar uzakta olduğunu unutmak istiyorum null Seni özlediğim zamanlar içim içimi yiyiyor telefona ulaşmak için Seni özlediğim zamanlar ağlamak geliyor belki gözyaşlarıyla atarım diye Belki ağlayınca unuturum diye Seni sevdiğim zamanlar hiç karşılaşmasaydım diyorum Seni sevdiğim zamanlar hiç öpmeseydim istiyorum Ve seni özlediğim , sevdiğim zamanlar uzakta olduğunu unutmak istiyorum null Seni özlediğim zamanlar içim içimi yiyiyor telefona ulaşmak için Seni özlediğim zamanlar ağlamak geliyor belki gözyaşlarıyla atarım diye Belki ağlayınca unuturum diye Seni sevdiğim zamanlar hiç karşılaşmasaydım diyorum Seni sevdiğim zamanlar hiç öpmeseydim istiyorum Ve seni özlediğim , sevdiğim zamanlar uzakta olduğunu unutmak istiyorum okumanızı tavsiye ederimBir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başrdılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra... Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağman çocuk sahibi olmayınca, "bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur" diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... "Senin için ölürüm" derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adma "Hayır, ben senin için ölürüm" diye yanıt verirdi hep... Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, "Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak...." Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, "Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten.... Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde "satılık" levhası asılı olan. "Ne dersin, bu evi alalım mı?" dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..." "Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim?" diye yanıt verdi adam. "Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık...." Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika'ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: "Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut..." Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, "Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat" diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği... Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, "Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım" diye sözünü kesti arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...." - "Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları" diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın... Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak isterim seni" diyecek oldu ama kadın, "defol" dedi nefretle... İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu. Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. "Sen, buraya ne yüzle geliyorsun" diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. "Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor." dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: - "Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldğını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi..." Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, "Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem" diyordu... Sırayla okudu; "Seni çok sevdim", "Seni sevmekten hiç vazgeçmedim", "Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim." "Fakat benim için ölmeni istemedim" "Şimdi bana söz vermeni istiyorum." "Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?" son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı: "Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım...." 2月21日 Aşkta yarın yokturAşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur... Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında. Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de... Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan... Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye... Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya... İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır. Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır... Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu. Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara... Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi... İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi. Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu... Birazdan sabah olacak... Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak... Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım... Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek... Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak... Aşkta yarın yoktur sevgili... 12月5日 Eğlenceli-Alışmadık cepte telefon durmaz -Anadan geçilir , cep telefonundan geçilmez -Arsızın yüzüne tükürmüşler "kapsama alanı dışındayım" demiş -Denize düşen cep telefonuna sarılır -Dilenciye cep telefonu vermişler , kartını beğenmemiş -Erkeğin kalbine giden yol , cep telefonundan geçer -Haydan gelen cep telefonu , faturasına gider -Cep telefonuyla konuşana yılan bile dokunmaz -Sakla kontürünü gelir zamanı -Panasonic G 600'le yatan Ericsson 688'le kalkar. -Sana yaza yaza yaz geldi , mesaja zam geldi , daha yazacaktım ama kontürüm az geldi -Bataryası zayıf rüyalarımda , kapsama alanı dışında kalan sevgilime ... Şebeke hatası nedeniyle ulaşamadım , şimdi yüreğimde full çeken hattımla seninleyim... -Sayın abonemiz;önceki dönemlere ait namaz , oruç , ve zekat borcunuz tespit edilmiştir. Amel defteriniz kapanmadan ödeyiniz (Ahiret hizmetleri) -Sürüm sürüm sürün (Arko Crem) -Durun nefes almayın! Daha ucuz bir yer biliyorum -Elden düşme bir vazo aldım , paramparçaydı -Rıdvan'ın bir büyüğü nedir? RıdTWO - Ben Aydan Şener Bende dünyadan ali -Adam bilgisayar başında uyuklamış. Ertesi gün nezle olmuş. Neden ? Windovs açık kalmış 11月26日 Ceza Ben ağlamazken
Ben ağlamazken Ben ağlamazken açıldı perde düştü maskem Ve ağlamazken dert üşüştü Oldu mesken bana dünya zevk ü sefa içinde kaldım her zaman ben Mengenem bu evren her zaman dar her halukarda kara geçtim Her zaman gülen ben oldum asla bakmadım ki arkama ben emri verdim Onlar yaptılar silahla kimde para var anne onunla güldüm Emme mezara girdim öncem akıllandım sandı nafile Ben ağlamazken her sebeple güldüm insanoğlu kardeşim hep ölmüş Her zaman savaş felaket herbir yerde bana beşi bir yerde olsun isterim Ben hiçte dalmam derde... Ben ağlamazken hava da savaşın rüzgarımı esiyor acaba Ancak başta söylüyeyim bu sancak devrilmez salıncak koptu Zincirlendi idailizm hep sınırlı kaldı faydasız kararla hep karardı tarlalar Sarayda kaldı naralar değerli oldu mağaralar Genç yaşta göz yuman bu yaşama ikinci şans yok Yaş sınırı yok karaca ahmet kapıda bekler rahmet çok Çoğumuz aç ve çoğumuz tok onbinlerce foık ihanet etti ademe Cümle aleme bu rapte isyanım var medcezir var ey ademoğlu nefesimiz köreldi Tospembe bakmadık bu dünyaya ve ecel uykudayken geldi... Resmedil ve resmol kansız rap bu tek yol gördüğüm bu herşey hep rol Varsa yoksa petrol kaybeder her despod underground de yektik hem efekttik Renkli dünyamızda yok güneş kaybettik bu hastalıklar epidemik Mikropsa diplomalı bir program işte bir problem burada akademik hologram Kaç klogram edebilir bu progressive deneyler hadi ordan andımızmı vardı Karlı yoldan geçmeyi biz seçmedik bu buzlar eriyecektir elbet Bir gün gelir savaşlar aynı tablolarla ağlatır diken ve gül çok ağlamış bu dünya bahçesinde Dağlanır bu gözler barış yalan savaşsa gerçek savaşma gerzek anlaşmış herkes Dayanmış halçer kafanda mavzer önünde panzer mezarsa mahzen Felaketi bir bilsen istemezdin erken vakit gelir melek alır canı ben ağlamazken... Ben ağlamazken açıldı perde düştü maskem Herkes üzgün herkes elden bir şey gelir diye şşş bekleyişler Haramda curcunam çok hadi naş ben ağlamazken Müzik:Ceza Düzenleme , Bass:M. Can Erdoğan Coldhouse Studio İstanbul 11月17日 hip-hopHip-hop deyince akla ilk olarak şiddet , uyuşturucu gibi kavramlar geliyor. Fakat bunun farklı ifade türleri de war artık. İsla dinini hip-hop ile anlatan Native Deen grubu geçtiğimiz hafta istanbuldaydı. Grup , kendine has müzik tarzıyla kısa sürede bir hayran kitlesi oluşturdu. Namaz kılmak , oruç tutumak , sigara ve içki içmemek ... Bu ifadelerin müzikle buluşmasına daha çok ilahilerde ve ezgilerde alışığız. Fakat geçtiğimiz hafta türkiye'de konser veren 'Native Deen' grubu , istanbullularla bunun farklı bir örneğini paylaştı. Üç Amerikalı Müslümanın kurduğu topluluk son yıllarda gençlerin yoğun ilgi gösterdiği , hip-hop müziği ile islam dinini anlatmaya çalışıyor. Grup kısmen amacına ulaşmış. Öyle ki Native Deen'i dinledikten sonra müslüman olmaya karar verenler dahi var. İslam ile hip-hop müziğinin bir arada sunulması Türkiye için çok yeni fakat bunun dünyada örnekleri var. Lauryn Hill ve rap müziği yapan Mos Def gibi popüler hip-hopcılar şarkı sözlerinde Müslümanlığa değiniyorlar. Fakat Netive Deen grubuyla ilk defa rap söyleyen bir hip-hop grubu tamamen dini bir üslup kullanarak ciddi bir çıkışta bulundu. |
|||||||||
|
|